Training on learning disabilities

for parents and teachers.

New strategies and methodologies

and ICT contribution.

2015-1-ES01-KA201-015806

Go Back

Çoklu zeka (Carla Lane'in "Uzaktan Öğrenme Teknolojisi Kaynak Kılavuzu" ndan)

Harvard'ın Howard Gardner, yedi farklı istihbarat tespit etti. Bu teori son zamanlardaki bilişsel araştırmalardan ortaya çıkmış ve "öğrencilerin farklı zihinlere sahip olduklarını belgelemekte ve bu nedenle öğrenmek, hatırlamak, gerçekleştirmek ve farklı şekillerde anlamak" dır Gardner (1991). Bu teoriye göre, "Dünyayı dil, mantıksal-matematiksel analiz, mekansal temsil, müzikal düşünce, problemleri çözmek ya da yapmak için vücudun kullanılması, diğer bireylerin bir anlayışı ve bir anlayış ile dünyayı tanıyoruz Bireylerin farklılaştığı yerlerde, bu istihbaratların - istihbarat profili olarak adlandırılan - ve bu istihbaratların farklı görevleri yerine getirmek, çeşitli problemleri çözmek ve çeşitli alanlarda ilerlemek için kullanıldığı yollarla güçlendiğini görüyoruz. "Dedi.

Prof. GARDNER, çalışmaları sonucu Zekâyı yeniden tanımladı. Zekâ, değişen dünyada yaşamak ve değişimlere uyum sağlamak amacıyla her insanda kendine özgü bulunan yetenekler ve beceriler bütünüdür. İnsan Zekâsı yaşamın her anında, bir makineyi icat ederken, bir hedefi gerçekleştirirken, insanları ikna ederken, bir söküğü dikerken veya bir resim çizerken, bir rolü canlandırırken çok farklı zaman ve durumlarda harekete geçer ve kullanılır.

GARDNER, Zekâ diyerek adlandırdığı 7 farklı beceriyi öğrenme, problem çözme ve insan olma için etkili birer araç olarak tanımladı. Her insan sahip olduğu Zekâlarla birlikte farklı bir öğrenme, problem çözme ve iletişim kurma yöntemine sahiptir.

Dünya tarihine şöyle bir bakıldığında, GARDNER'ın teorisini destekleyen pek çok önemli ayrıntıya, olaya rastlanabilir. Dünyanın en ünlü atletleri , en büyük müzisyenleri girdikleri IQ sınavlarından çok düşük puanlar almışlardır. Böylesine düşük IQ puanlarına göre bu insanlara zeki diyemiyorsak, onları kendi alanlarında bu denli başarılı kılan ne olabilir? Bu başarılı insanların zihinsel yeterliliği farklı ilgi ve beceri alanları ile yeniden tanımlanabilir. Çünkü her insanın kendini ifade ederken kullandığı dil farklıdır. Bir müzisyen kendini yaptığı bestelerle, bir tiyatrocu kendini canlandırdığı rollerle ya da bir ressam çizgileri ile kendini ifade eder.
Her insan farklıdır. Tektir ve özeldir. Her insanın da insanlık kültürüne katkısı farklı yönlerdedir.

Prof. GARDNER yıllar boyu hakimiyetini sürdüren insanların tek bir Zekâya sahip oldukları IQ denen Zekâ anlayışını kırdı. GARDNER'a göre insanların sahip oldukları çoklu Zekâların her biri yaşamak, öğrenmek, problem çözmek ve insan olmak için kullanılan etkili birer araçtırlar.

Prof. GARDNER'ın tanımladığı Zekâ türleri :

  1. Sözel - Dilsel Zekâ
  2. Mantıksal - Matematiksel Zekâ
  3. Görsel - Mekansal Zekâ
  4. Bedensel - Kinestetik Zekâ
  5. Müziksel - Ritmik Zekâ
  6. Kişisel - İçsel Zekâ
  7. Kişilerarası - Sosyal Zekâ
  8. Doğa - Varoluşcu Zekâ

Son iki yıldır Sosyal ve Kişisel Zekâlar bilim adamları ve eğitim bilimciler tarafından " Duygusal Zekâ" başlığı altında ele alınmaktadır.

1995 yılında Doğa Zekâsı, ( doğadaki nesneleri tanıma ve sıralama becerisi) 8. Zekâ olarak kabul edildi ve üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Sözel - Dilsel Zekâ Nedir ?

Sözel - Dilsel Zekâ, dili etkili bir biçimde kullanma, kelimelerle ve seslerle düşünme, dildeki kompleks anlamları kavrayabilme, insanları ikna edebilme, dildeki farklı yapıları fark edebilme, yeni yapılar oluşturabilme, farklı dilsel kalıplarla ilgilenme becerisidir.

Sözel - Dilsel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri :

    • Farklı kelimeleri, sesleri, ritimleri, renkleri dinler ve tepkide bulunur.
    • Diğer insanların seslerini, dil üslubunu, okumasını ve yazmasını taklit edebilir.
    • Dinleyerek, okuyarak, yazarak ve konuşarak öğrenir.
    • Cümleleri dinler, yorumlar, farklı bir tarzda ifade eder ve söylediklerini hatırlar.
    • Okuduklarını anlar, özetler ve kolaylıkla hatırlar.
    • Farklı zamanlarda, farklı amaçlar için, farklı gruplara etkili bir biçimde hitap edebilir.
    • Dinleyicileri, konuşmaları ile etkiler. Okuma, yazma, dinleme ve konuşma gibi dil sanatlarında farklı yapılar oluşturabilir.
    • Dilbilgisi kurallarını etkili bir biçimde kullanarak yazar. Kelime dağarcığı zengindir.
    • Farklı dilleri öğrenme becerisine sahiptir.
    • Hikaye, şiir yazma gibi etkinliklerden zevk alır.
    • Yeni dil formları oluşturur.
    • Etkili dinleme becerilerine sahiptir.

Matematiksel - Mantıksal Zekâ Nedir ?

Matematiksel - Mantıksal Zeka

Matematiksel - Mantıksal Zekâ, sayılarla çalışma, muhakeme etme, tümevarım ve tümdengelim teknikleri ile düşünebilme , soyut ve sembolik problemleri çözebilme, kavramlar, düşünceler ve fikirler arası kompleks ilişkileri algılayabilme becerisidir.

Matematiksel - Mantıksal Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri :
https://www.turkedebiyati.org/genel/image/coklu_zeka_nedir_clip_image004.gif

  1. Neden sonuç ilişkilerini çok iyi kurar.
  2. Somut cisimleri soyut sembolik ifadelere dönüştürebilir.
  3. Mantıksal problem çözümlerinde başarılıdır.
  4. Hipotezler kurar ve sınar.
  5. Bulmaca ve Zekâ oyunlarını sever.
  6. Miktar tahminlerinde bulunur.
  7. Grafikler ya da şekiller halinde verilen ( görsel ) bilgileri yorumlar.
  8. Bilgisayar programları hazırlar.
  9. Grafik, şema, şekillerle çalışmaktan hoşlanır.

GÖRSEL-MEKANSAL ZEKÂ NEDİR?

Görsel-Mekansal Zekâ, resimlerle, şekillerle düşünebilme, görsel dünyayı algılayabilme, şekil, renk ve dokuları zihnin gözleriyle görebilme ve bunları sanatsal formlara dönüştürebilme yeteneğidir. Psiko-motor becerilerin gelişmesiyle başlar, el-vücut-beyin koordinasyonunun gelişimi küçük kas gelişiminin mükemmel çalışmalarıyla geliştirilebilir.

Görsel ve Mekansal ZekaGörsel ve Mekansal Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri :

  1. Görerek ve gözleyerek öğrenir.
  2. Kolaylıkla yön bulma becerisine sahiptir.
  3. Grafik, diyagram, harita, şekil ve modelleri yorumlayabilir.
  4. Dinlediklerinden zihinsel objeler hayaller, resimler üretir. Öğrendiği bilgileri hatırlamada bu zihinsel resimleri kullanır.
  5. Çizmek, resim yapmak, boyamak ve modeller oluşturmaktan zevk alır.
  6. Üç boyutlu ürünler hazırlamaktan hoşlanır.
  7. Origami ve maketler hazırlar. Bir objenin farklı açılardan perspektifini anlayabilir, onu zihninde canlandırabilir.
  8. Öğrendiği bilgileri somut ve görsel sunuşlara dönüştürür.

KİNESTETİK - BEDENSEL ZEKÂ NEDİR ?

Kinestetik-Bedensel Zeka Kinestetik-Bedensel Zekâ, aklın ve vücudun mükemmel bir fiziksel performansla birleştirilerek belli bir amaca yönelik faaliyetlerin sergilenebilmesi yeteneğidir.

Kinestetik-Bedensel ZekaKinestetik ve Bedensel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri:

    • Zihin ve vücut koordinasyonlarını etkili bir biçimde kullanır.
    • Sağlıklı yaşam konusunda vücuduna özen gösterir.
    • Fiziksel işlerde, görevlerde denge, zerafet, maharet ve dakiklik gösterir.
    • Çevresini, nesneleri, eşyaları dokunarak ve hareket ederek inceler. Öğrendiklerine dokunmayı ya da onları kullanmayı tercih eder.
    • Fiziksel maharet isteyen alanlarda ( dans, spor...) yenilikler keşfeder ve farklılıklar ortaya çıkarır.
    • Rol yapma, atletizm, dans, dikiş nakış gibi alanlarda yeteneği vardır.
    • Aktif katılımla daha iyi öğrenir. Söylenenden daha çok yapılanı hatırlar.
    • Gezi-inceleme-model/ maket yapma gibi fiziksel aktivitelere katılımdan zevk alır.
    • Organizasyon yapma özelliği gelişmiştir.
    • Bulundukları çevreye ve onu kapsayan sistemlere karşı duyarlıdır ve sorumlu davranır.

KİŞİLERARASI-SOSYAL ZEKÂ NEDİR?

Sosyal ZekaSosyal Zekâ insan aklının en önemli özelliklerindendir. Ünlü eğitim bilimci Humprey'e göre insan zihninin en yaratıcı kullanımı, insan ilişkilerini etkili olarak sürdürmekle olur.

Kişilerarası - Sosyal Zekâ insanlarla birlikte çalışabilme, Sözel - Bedensel Zekâ dilini etkili bir biçimde kullanarak çok farklı karakterlere sahip insanlarla kolaylıkla iletişim kurabilme, insanları yönetebilme, onlarla uyumlu çalışabilme ve insanları ikna edebilme becerisidir.

Sosyal Zekâya Sahip Bireylerin Özellikleri :

  1. Yaşıtları ile ya da farklı yaş grupları ile birlikte olmaktan zevk alır.
  2. Diğer insanların duygularına karşı duyarlıdır.
  3. Diğer insanları konuşmaları ile etkiler.
  4. Grup ve takım çalışmalarından, çok özel ve mükemmel ürünler ortaya çıkararak, gruplar halinde çalışmaktan zevk alır.
  5. Farklı kültürler, farklı yaşam tarzları konusunda çok meraklıdır.
  6. Çok küçük yaşlarda bile toplumsal ve politik sorunlarla ilgilenebilir.
  7. Güçlü bir espri yeteneğine sahiptir.
  8. Davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilir.
  9. İnsanların her tür davranışına karşı kabul edicidir.
  10. Sözel ve bedensel dili etkili bir biçimde kullanır.
  11. Farklı ortamlara, farklı insan topluluklarına girdiklerinde kolaylıkla uyum sağlayabilir.
  12. İnsanları organize etme yetenekleri vardır.Liderlik vasıflarını taşır.

KİŞİSEL-İÇSEL ZEKÂ NEDİR?

Kişisel - İçsel ZekaKişisel - İçsel Zekâ, kendimiz hakkındaki duygu ve düşünceleri şekillendirebilme, yaşamı sürdürebilme ve yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizle, hayat felsefemizi oluşturabilme, yaşamımızı bu doğrultuda planlanma, kişisel istek ve hayaller oluşturabilme becerisidir.

Kişisel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri :

  1. Yalnız kalmaktan hoşlanır.
  2. Yaşadığı her olay ve deneyim üzerinde çok fazla düşünür.
  3. Kendi içinde bir değer ve anlayış sistemi oluşturur.Her şeyde kendinden bir şey arar.
  4. Kendi duygu ve düşüncelerinin farkındadır.
  5. Kendisini farklı tarzlarda ifade edebilir ; yazar,ressam,heykeltraş...vb.
  6. Yaşam felsefesini oluşturmaya yönelik bir anlayış içindedir.
  7. Bireysel çalışmalardan zevk alır.
  8. Yaşamında motivasyon kaynağı, hedefleridir.
  9. Kendisi üzerinde düşünmek için çok zaman harcar ve sürekli bir kişisel değerlendirme süreci yaşar.

MÜZİKSEL-RİTMİK ZEKÂ NEDİR?

Müziksel - Ritmik Zeka Müziksel - Ritmik Zekâ, sesler, notalar, ritimlerle düşünme, farklı sesleri tanıma ve yeni sesler, ritimler üretme, ritmik ve tonal kavramları tanıma ve kullanma, çevreden gelen seslere ve müzik aletlerine karşı duyarlı olabilme becerisidir.

Müziksel Zekâya Sahip İnsanların Özellikleri :

    • İnsan sesi ve çevreden gelen sesler gibi çok farklı seslere karşı duyarlıdır, dinler ve tepkide bulunur.
    • Müziği yaşamında kullanmak için fırsatlar oluşturur.
    • Seslerle nota ve ritimlere karşı özel bir ilgiye sahiptir.
    • Müziği hareketlerle birleştirerek farklı figürler ortaya çıkarabilir.
    • Müziksel enstrümanlara karşı ilgilidir. Enstrümanları kullanmayı kolaylıkla öğrenebilir.
    • Orijinal müzik kompozisyonları oluşturabilir.
    • Ritim tutar.
    • Öğrendiği şarkıları mırıldanarak gezer.

DOĞA ZEKÂSI NEDİR ?

Doğa Zekâsı, doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir.

Doğa Zekâsı Gelişmiş İnsanların Özellikleri :

  • Doğadaki hemen her canlının yaşamına ilgi duyar. Farklı canlı türlerinin isimlerine karşı dikkatlidir; çiçek türleri, hayvan türleri onlar için çok çekicidir.
  • Zooloji, botanik, organik kimya, tıp, fotoğrafçılık, dağcılık, izcilik...vb alanlara ilgi duyar.
  • Seyahat etmeyi, belgeseller izlemeyi severken, doğa ve gezi dergilerini incelemekten hoşlanır.
  • Doğadaki bitki türlerine karşı duyarlıdır.
  • Doğanın insanlar üzerindeki ya da insanın doğa üzerindeki etkisi ile ilgilenir.

Bir şeyi sekiz şekilde nasıl öğrenir yada öğretirsiniz?(T. Amstrong)

  1. Zekanın ne olduğu ve nasıl tanımlanacağı yüzyıllardan beri insanoğlunu meşgul etmiş bir konudur (Selçuk, Kayılı ve Okut, 2000; Selçuk, 2005). İnsan zekası üzerindeki çalışmalar XIX. yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın başlarında büyük bir ivme kazanmış ve insan ve hayvanlar üzerindeki çalışmalar çeşitli teorilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu alandaki ilk çalışmalar; Charles Darwin’in “hayvanlar”, yeğeni Francis Galton’un ise “insanlar” üzerindeki çalışmalarıdır (Boring, 1950: 482-488; Gannon, 2004: 1). Zekâ üzerindeki bu çalışmalara Alfred Binet ve Theodore Simon, 1916 yılında önemli katkılarda bulunmuşlardır (Gardner, 1993a). Zeka üzerindeki yapılan bu çalışmalara Spearman ve Thurstone (1960) büyük yenilikler ve açılımlar getirmişler; dahası, bu çalışmalar bilim dünyasında çok büyük oranda yankı bulmuştur. Yürütülen bu çalışmalar, genelde, klasik IQ (Intelligence Quetient) testleri üzerinde devam ede gelmiştir. “Zeka” ve “IQ” denen kavramlar 1983 yılında Harvard Üniversitesi akademisyenlerinden Howard Gardner’ın (1993a) “Frames of Mind: The Theory of Multiple Intelligences” (Zihnin Çerçeveleri: Çoklu Zeka Kuramı) adlı kitabı yazmasıyla çok farklı bir boyut kazanmıştır. Aslına bakılırsa, zekadaki bu “çoklu” ya da “çoğulcu” anlayış; Gardner’ın (1993b), “Frames of Mind: The Theory in Practice” (Zihnin Çerçeveleri: Kuramdan Uygulamaya) adlı eserini yayımlamasıyla başlamıştır. Çoklu Zeka Kuramının Eğitim Bilimleri alanında Türkiye’de 1998 yılından sonra popüler olma yolunda ilerleme kaydettiği yapılan araştırmalarla (Bümen, 2001, 2005; Başbay, 2000; Coşkungönüllü, 1998; Demirel, 1998; Demirel & diğerleri, 1998, 2006; Saban, 2004; Selçuk, Kayılı & Okut, 2000; Talu, 1999; Tarman, 1999) ortaya çıkmıştır. Bunların yanında, Kuramı destekleyen bütün bu alanyazın ve araştırma sonuçlarının yanında, kurama yönelik bir takım eleştiriler de gözlenmektedir. Zeka alanı olarak kabul edilen sekiz potansiyelin birer yetenek mi yoksa zeka alanı mı oldukları temel eleştiri noktalarından biridir (White & Breen, 1998).
  2. Dünyada ve ülkemizde Çoklu Zeka Kuramı ile ilgili önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar gerek kuramın teorik temelleri üzerinde devam eden akademik çalışmalar ve gerekse bu çalışmaların sonuçlarından elde edilen verilerin uygulandığı okul uygulamaları olarak devam etmektedir. Dünyada ve ülkemizde Çoklu Zeka Kuramının bilinmesinden itibaren önemli çalışmalar yapılmıştır. Ülkemizde ilk Çoklu Zeka Kuramı uygulamaları üniversitelerin akademik araştırmaları için okullarda yaptığı deneysel çalışmalar ve uygulamalarla başlamıştır. Türkiye’de kuram bilinip tanındıktan sonra daha çok özel okul öğretmenleri ve az da olsa devlet okulunda görev yapan öğretmenler uygulamaya çalışmışlardır. 2005 yılından itibaren de ülkemiz genelindeki tüm ilköğretim okulu öğretmenleri tarafından uygulanmaya başlanmıştır (Erdamar, 2009: 49).
  3. Çoklu Zeka Kuramı, eğitimde kullanılmaya başlanıp, giderek yaygınlık kazanınca program geliştirme etkinlikleri de hızla etkilenmeye başlanmıştır (Bümen, 2005: 119). Bu noktada uzmanlar, kuramın program geliştirme çalışmalarına nasıl yansıtılacağını düşünmeye başlamışlar ve çeşitli modeller ortaya çıkarmışlardır. Bu çalışmanın amacı, Çoklu Zeka Kuramının program geliştirme süreçlerine olan etkisini kısaca ele alarak, açıklamaya çalışmaktır.
  4. Çoklu Zeka Kuramı
  5. Çoklu Zeka Kuramını geliştiren Gardner, klasik zeka tanımlarının dışına çıkarak zekayı; bir kişinin bir veya birden fazla kültürde değer bulan bir ürün ortaya koyabilme veya günlük ya da mesleki hayatında karşılaştığı bir problemi etkin ve verimli bir şekilde çözebilme yeteneği olarak tanımlamakta ve her insanda potansiyel olarak en az sekiz zeka alanıolduğunu belirtmektedir (Oral, 2004). Gardner (1993a), 1983 yılında “Çoklu Zekâ Kuramı”nı ortaya attığında, ilk önce “yedi zekâ alanı”nın varlığından söz etmiştir. Daha sonra Checkley’e (1997) verdiği bir mülakatta, “sekizinci” bir zekâ alanının daha varlığından söz etmiş; nitekim Gardner (1999), yazmış olduğu “Intelligences Reframed” (Zekâlar Yeniden Şekillendi) adlı eserinde orijinal “yedi zekâlar” listesine bir “sekizinci” zekâ alanını daha eklemiştir. O halde, Gardner’ın (1993a, 1993b, 1999) ortaya atmış olduğu bu sekiz zekâ alanının isimleri şu şekilde sıralanabilir:
    1. Sözel/Dilsel Zekâ
    2. Mantıksal/Matematiksel Zekâ
    3. Görsel/Uzamsal Zekâ
    4. Bedensel/Kinestetik Zekâ
    5. Müziksel/Ritmik Zekâ
    6. Sosyal/Bireyler arası Zekâ
    7. Kişisel/Özedönük Zekâ
    8. Doğa/Doğacı Zekâ
  6. Gardner (1993a), kuramın temelinde “biyolojik ve kültürel” boyutların yer aldığını savunmaktadır. Bu hususta, Demirel (2005: 139, 2006: 256), nöro – biyolojik araştırmaların öğretmenin, hücreler arasında sinoptik değişimlerin bir sonucu olduğunu gösterdiğini aktarmaktadır. Bu yönüyle Çoklu Zeka Kuramının, genel anlamda, “nöro – biyolojik” ve “sosyo – kültürel” boyutlardan oluştuğunu savunmak yanlış bir ifade olmayacaktır.
  7. Gardner (1993a), geliştirdiği kuram ile her zekanın bireylerde doğuştan var olduğunu; ancak bazı faktörlerden dolayı bu zekaların bazıları çok fazla gelişirken, bazıları ise, ne yazık ki, gelişme ya da yeterince gelişme imkanı bulamadığını ifade etmektedir. Bu faktörler, genel olarak; (1) Kaynaklara ulaşma şansı, (2) Tarihsel – kültürel etkenler, (3) Coğrafi etkenler, (4) Durumsal etkenler ve (5) Ailesel etkenler olarak beş ana başlıkta toplanabilir (Armstrong, 2000).
  8. Çoklu Zeka Kuramı; zekanın tek bir boyutta olmadığını, aksine her bireyin farklı derecelerde, çeşitli zekalara sahip olduğunu öne sürmektedir (Baş, 2009, 2010). Bunun da bireylerin öğrenme stillerini, ilgi, yetenek ve eğilimlerini açıkladığını vurgulayarak eğitimcilere, bu kuramın temel prensiplerini yaratıcı biçimde kullanıp, her öğrencinin bireysel farklılıklarına değer veren ve bunları güçlendiren programlar hazırlayabilmeleri için olanak sağlamaktadır (Selçuk, Kayılı & Okut, 2000). Ayrıca, bu kuram, öğrenci başarısının geliştirilmesi için de, yapılandırıcı bir şablon görevi teşkil etmektedir (Armstrong, 2000). Çoklu Zeka Kuramın farklı öğretimsel boyutlar sunmasının olması, bu kuramın “öğrenci merkezli” olması ve çok çeşitli “eğitimsel süreçlerin” yanında öğrenmenin derinlemesini sağlaması sonucunda aileler ve eğitimciler tarafından birçok yerde çokça tutulan bir kuram olma niteliği kazanmıştır (Iyer, 2006). Eğitim alanındaki çok az kuram Çoklu Zeka Kuramı kadar bir ciddi etki yaratabilmiştir (Shearer, 2004; Saban, 2009; Baş, 2010a, 2010b).
  9. Çoklu Zeka Kuramı, geleneksel IQ (Intelligent Quotient) anlayışını temelden yıkarak, yerine bireyi gözeten ve ona değer veren bir zeka anlayışı getirmiştir. Yani, artık bir birey “sözle / dilsel” veya “mantıksal / matematiksel” zekalar temel alınarak “zeki” olarak anılmıyor; bunun tam aksine artık bu kuramla birey “çok boyutlu” olarak değerlendirilmektedir.
  10. Klasik IQ’cu anlayış zekayı “sayısallaştırarak”, zeka kavramını tek bir boyuta mahkum ederken; çoklu zekayı, çok boyutlu olarak ele almakla beraber, zekanın herhangi bir performansta, üründe veya problem çözme sürecinde sergilendiğinden sayısal olarak hesaplanamaz (Saban, 2004: 4). Eski zeka anlayışı zekanın kalıtsal olduğunu ve değiştirilemeyeceğini savunurken; çoklu zeka anlayışı zekanın, genelde, çok fazla faktörden etkilendiğini, onun için zeka gelişiminin yalnızca “kalıtsal” olamayacağını savunmaktadır. Çoklu zeka anlayışı, gelişmeyen zeka alanlarının ise sonradan geliştirilebileceği ve değiştirilebileceği görüşünü vurgulamaktadır (Silver, Strong & Perini, 2000). Ayrıca, Çoklu Zeka Kuramı sadece bir zeka kuramı değildir. Çoklu Zeka Kuramı, öğrencilerin zeka alanlarını geliştirmek çok bir öğretim yaklaşımı ve öğrenme stili olarak kabul edilmektedir (Fasko, 2001; Baş, 2010a).
  11. Çoklu Zeka Kuramının Ölçme ve Değerlendirme Süreçlerine Yansıması
  12. Geleneksel olarak öğretmenler, öğrencilerinin her zaman “nasıl” öğrendiklerini ölçmekten / sınamaktan ziyade, onların “ne” öğrendikleri üzerine bir yoğunluk göstermişlerdir (Mehta, 2002: 3). Bu şekildeki bir yoğunluk, diğer bir ifade ile öğrencinin “nasıl öğrendiğinin ölçülmesi” süreci her zaman göz ardı edilmiş, yalnızca öğrencinin “neyi öğrendiği” üzerine yoğunlaşılmıştır. Elbette ki, bu durum, değişen ve gelişen yeni paradigmalar ışığında sakıncalı olarak görülmektedir. Artık, değişen ve gelişen öğrenme – öğretme süreçleri de, “ölçme – değerlendirme” hususunda yenilikleri de beraberinde getirmiştir.
  13. Bir öğrencinin matematik, Türkçe ya da yabancı dil derslerinden aldığı puanla değerlendirilip, “başarılı”, “başarısız”, “zeki”, “zeki olmayan” gibi kalıplara sokmak, ailelerin (velilerin) ve eğitimcilerin içerisine düştüğü en büyük yanılgıların başında gelmektedir. Bu bağlamda, her öğrencinin kendine özgü yeteneklerinin, kabiliyetlerinin, ilgilerinin ve kapasitelerinin olduğu öncelikli olarak bilinmesi (Akar, 2006: 52) ile birlikte ölçme – değerlendirme denen süreçte işte bu doğrultuda şekillendirilmelidir.
  14. Ölçme ve değerlendirme, öğrencinin önceden belirlenen hedeflere ulaşıp ulaşmadığını belirlemek için kullanılmaktadır. Diğer bir ifade ile ölçme ve değerlendirme işleri öğrencinin belli bir konuda veya derste kabul edilebilir bir erişi düzeyine ulaşıp ulaşmadığını anlamak için kullanılmaktadır. Çoklu Zeka Kuramı anlayışında ölçme ve değerlendirmenin yerine bakmadan önce, “ölçme” ve “değerlendirme” kavramlarının tanımlarına kısaca da olsa göz atmakta fayda görülmektedir.
  15. Ölçme, bir niteliğin gözlenip sonucunun sayılarla ya da başka sembollerle gösterilmesi işidir (Turgut, 1977: 11). Buna karşın değerlendirme ise ölçme sonuçlarını bir ölçüte vurarak bir değer yargısına ulaşma işi olarak tanımlanmaktadır (Turgut, 1977: 255). O halde, geçerli ve güvenilir görünmesine rağmen; bu ölçme işinden bahsetmek olası görünmesine rağmen; bu ölçme işinin bir ölçüte dayalı olarak değerlendirilmesinin yapılmaması ölçümü eksik ve anlamsız bırakmaktadır. Diğer bir ifade ile değerlendirme sürecinden de bahsetmek için öncelikle bir ölçümün olması gerekmektedir. Bu yüzden, bu iki kavram tanım olarak ne kadar farklı anlamlarda da olsa, bu kavramlar birbirinden asla ayrı düşünülemez ve hep beraber anılırlar.
  16. Çoklu Zeka Kuramı’nda ölçme ve değerlendirme boyutunda kullanılacak olan araçların çeşitlilik ve çokluk kazanması zengin bir veri seti ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, bu zengin veri setinin elde edilebilmesi için klasik ölçme araçlarının temele alındığı ürün değerlendirilmenin yanında sürece birlikte ağırlık veren alternatif ölçme ve değerlendirme tekniklerinin de işe koşulması gerekmektedir (Demirel, Başbay ve Erdem, 2006: 127). Bu noktada, gerek ölçme, gerekse de değerlendirme hususlarında çoklu ölçme ve değerlendirme araçlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki; Çoklu Zeka Kuramı “çoklu” ve “çeşitli” öğrenme yaşantıları sunduğu için, bu öğrenme yaşantılarının da “çoklu” bir anlayışla ölçülüp, değerlendirilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde bu hususta Demirel, Başbay ve Erdem de (2006) yeni programların, bireysel farklılıkları dikkate alan öğrenen merkezli öğrenme ve öğretme stratejilerini benimsemiş olduğu için, ölçme ve değerlendirmede de öğrenenlerin bilgi, beceri ve tutumlarını sergilemeleri için çoklu değerlendirme anlayışının benimsenmesi gerektiğini savunmaktadır.
  17. Ailelerin ve eğitimcilerin içerisine düştüğü en büyük yanılgıların başında, öğrencilerin Türkçe, Matematik ya da yabancı dil derslerine göre “zeki”, “zeki olamayan”, “başarılı”, “başarılı olamayan” olarak sınıflandırılmasıdır (Akar, 2006; Büyükalan-Filiz, 2003). Bu bağlamda, günümüzde herkesin artık belli bir “sınav” ile bir yere alındığı ya da bir yere (üniversite, lise, vb.) kabul edildiği gerçeği göz önüne alınırsa, bu sınavların ortaya koyduğu neticenin hiçte insanları (ailelileri, öğrencileri, bireyleri, vb.) memnun eder bir nitelik taşımadığı açık ve net bir biçimde görülebilmektedir.
  18. Türkiye’de yıllarca, IQ’ya, yani, “sözel / dilsel” ve “matematiksel / mantıksal zeka”lara dayalı müfredat sisteminde eğitim verildi. Bu durumda, öğrencilerin tek amacı, girdikleri sınavlarda yüksek puanlar almak oldu. Bu gençler her defasında daha çok bilgiyi ezberlediler ve yine her defasında gerçek yaşamdan biraz daha uzaklaştılar ve binlerce beyin, sistem dışına itilmiş oldu (Selçuk ve diğerleri, 2000). Günümüzde, Türkiye’de yapılan sınavlara bakıldığında şöyle bir tablo karşımıza çıkmaktadır: Yüz binlerce, hatta milyonlarca insan sabahın erken bir saatinde herhangi bir okulun sınav salonuna sokulmakta ve çok kısa bir sürede kendilerine sorulan geleneksel IQ’cu soruları (ya da IQ’ya dayanan) çözmeleri beklenmektedir. Bu sınav türlerine ÖSS[i], Lisansüstü Eğitim Sınavı, SBS vb. sınavlar örnek olarak gösterilebilir. Peki, bu sınavlar öğrencilerin kabiliyet ve becerilerini ne ölçüde ve hangi güvenilirlikle ölçmektedir? Doğrusu, bu sorunun cevabının olumlu yönde olması asla beklenemez. Tarman’a (2002) göre de, son yıllarda bu tür sınav yöntemlerine karşı çeşitli alternatiflerin üretilme çabası, toplumun bundan memnuniyetsizliğinin ve yeni bir arayış içine girişinin de açık bir göstergesidir. Ayrıca, bu sayılan türden IQ test sistemine dayalı ölçme – değerlendirme yaklaşımı, “risk grubu” denen çocuklar ya da gençler için de çok büyük bir olumsuzluk teşkil etmektedir. Bazı çocuklar ya da gençler, sözel / dilsel veya mantıksal / matematiksel zeka alanlarında çokta iyi derecede bir varlık gösteremeyebilirler, ancak; bu, onların diğer zekalarının da gelişmemiş olmadığını gösteremez ve bu anlama da gelmez (Hamilton, 2005: 7). Bu bağlamda insan gelişimi, zeka ve zeka gelişimi, insan psikolojisi ile ilgili buluşlar, ölçümün değil, “değerlendirmenin” vurgulanması gerektiği görüşünü ortaya çıkarmıştır. Böylesi bir görüş, yalnızca topluca büyük kitlelerin katılımıyla yapılan sınavları değil, okullarda yapılan normal ders sınavlarını da kapsamaktadır.
  19. Armstrong’a (2000) göre, öğrencide bulunan Çoklu Zekaların değerlendirilmesinin yapılmasında tek araç, aslında hepimize de tanıdık gelen, “basit gözlemlerdir”. Çünkü her öğrencinin kendine göre öğrenme yolları olduğundan, bu öğrenmelerin bazıları klasik tipte yapılan sınavlarla ölçmek imkansızdır. Bu yüzden, her öğrenciye farklı öğrenme yaşantıları sağlanırken, değerlendirmenin de en iyi gözlem yoluyla yapılacağı kabul edilir bir görüş haline gelmiştir (Armstrong, 2000). Gözlem, elbette, öğretmenin okulda olmadığında gerekleşmeyecektir. Onun için Dr. Armstrong (2000) sınıfta öğretmenlerin, öğrencilere çoklu aktiviteler sunmasını öğrencilerinde bunlardan istediklerini seçip, sergilemelerini savunmaktadır. Böylesi bir gözlem kelimelerle ifade edilemeyecek kadar öğretmene değerlendirme fırsatları sunacaktır.
  20. Armstrong’un (2000) farklı değerlendirme kapsamında öğretmenlere önerilerin birkaçı ise, öğretmenlerin gözlemleri için herhangi bir defter, günlük veya masa notu tutmalıdır. Peki, Türkiye gibi kalabalık sahip olan ülkelerde bu sistem nasıl işleyebilir. Armstrong (2000) bu sorunu ise, öğretmenlerin yalnızca sorunlu olan öğrencilerin zekalarının gözlenmesi ile aşılabileceğini savunmaktadır. 25 – 35 arasında değişen sınıflardaki öğrencilerin kabiliyetlerinin veya zeka alanlarının gözlemi için ise, öğretmenlerin her öğrenci hakkında birkaç satır bir şeyler yazmasının kafi olduğu vurgulanmaktadır. (Armstrong, 2000).
  21. Öğrenci değerlendirilmesinde gerek Armstrong (2000), gerekse Campbell, Campbell ve Dickinson (1996) tarafından farklı öneriler öne sürülmektedir. Her iki gruptaki akademisyenin önerileri de manidar bulunmakla beraber; bu önerilere kısaca değinilecektir. Campbell, Campbell ve Dickinson’un (1996) değerlendirme ölçütleri daha net ve kısa uçlu olduğu için öncelikle kendisinin önerisine kısaca bakılacak, ardından ise Armstrong’un (2000) değerlendirme ölçütlerine bakılacaktır. Bu değerlendirme ölçütlerine bakılmasının ardından, yeni değerlendirme yaklaşımlarına kısaca bir göz atılacaktır.
  22. Campbell, Campbell ve Dickinson (1996), Washington, Vancouver’daki “Eleanor Roosevelt İlköğretim Okulu”nda bir Çoklu Zeka Kuramı uygulaması çalışmasına katılmış olup; bu uygulamalara okulda bulunan tüm öğretmen, veli ve öğrenciler iştirak etmişlerdir.
  23. Bu uygulamanın sonucunda ise şu şekilde değerlendirme tablosu ortaya çıkmıştı

Kaynaklar

  • Armstrong, Thomas. Multiple Intelligences in the Classroom 3rd ed. Alexandria, VA: Association for Supervision and Curriculum Development, 2009.
  • Armstrong, Thomas. 7 Kinds of Smart: Identifying and Developing Your Multiple Intelligences. New York: Plume, 1999.
  • Armstrong, Thomas. In Their Own Way: Discovering and Encouraging Your Child's Multiple Intelligences, New York: Tarcher/Putnam, 2000.
  • Armstrong, Thomas. You’re Smarter Than You Think: A Kid’s Guide to Multiple Intelligences. Minneapolis, MN: Free Spirit, 2014.
  • Armstrong, Thomas. The Multiple Intelligences of Reading and Writing: Making the Words Come Alive. Alexandria, VA: Association of Supervision and Curriculum Development, 2003.
  • Association for Supervision and Curriculum Development, Multiple Intelligences CD-ROM, and Multiple Intelligences Video Series; 1250 N. Pitt St., Alexandria, VA 22314-1453 (800-933-2723).
  • Gardner, Howard. Frames of Mind: The Theory of Multiple Intelligences. New York: Basic,1983
  • Gardner, Howard. Multiple Intelligences: The Theory in Practice. New York: Basic, 1993.
  • Gardner, Howard. Intelligence Reframed: Multiple Intelligences for the 21st Century. New York: Basic, 2000.
  • National Professional Resources, 25 South Regent St., Port Chester, NY 10573, 914-937-8879. Producer of several videos on MI including, Howard Gardner, "How Are Kids Smart?" Jo Gusman, "MI and the Second Language Learner", and Thomas Armstrong, Multiple Intelligences: Discovering the Giftedness in All".
  • New City School, Celebrating Multiple Intelligences ( 5209 Waterman Ave., St. Louis, MO 63108).
  • Skylight Publications, 200 E. Wood St., Suite 250, Palatine, IL 60067 (div. Simon and Schuster). Publisher of many MI materials.
  • Zephyr Press, PO Box 66006, Tucson, AZ 85728 (602-322-5090). Publisher of many MI materials.